KARABURUN REÇEL ABLASI TRT'de

ZİYARETÇİ DEFTERİNDEN

karaburundan izmire dönerken yolda hadi şu köye uğrayalım dedikten sonra karşılaştığımız bir cennetti bence..kahvaltısı şerbetleri reçelleri damaktan ...
sedef varlı (eczacı)

Kahvaltı doğal. Manzara harika. Ya Nihal hanımın güleryüzüne ne demeli. Heryıl Gaziantep ten kaçıp geldiğim yer Mordoğan ve Saip in yeri......
Mesut Özeren (İşletmeci)

Mesaj Eklemek için tıklayın

Karaburun'un Tarihçesi

 İzmir Körfezi’nin girişinde, körfezi kontrol eden önemli kilit noktalardan biri olan Karaburun Yarımadası’nda eski çağlardan buyana yerleşim izlerine rastlamak mümkündür. Kaynaklarda yarımadanın eski adı Mimas olarak geçmektedir. Karaburun Yarımadası’ndaki Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılarda Kalkolitik döneme ait ( M.Ö 4000 ) kesici araçlar, taş el baltaları ve ilkel çanak çömleklere rastlanmıştır. Bölgede M.Ö 3000’li yıllardan itibaren Hititler varlık göstermişlerdir. Hititler’in ardından sırası ile bölgeye Yunanlılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar egemen olmuştur. Antik dönemde bölgedeki Erythrai kenti sayesinde oldukça önemli bir kültür ve ticaret merkezi durumuna gelen yarımada, Helenistik ve Roma döneminde önemini kaybetmiştir, Bizans döneminde ise eski canlılığını tekrar kazanmıştır.

 1086-1095 yılları arasında Çaka Bey ile Türklerin yönetimine giren bölge kısa süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçmiştir. Beylikler döneminde Aydınoğlu Mehmet Bey’in buraları alması ile yöre Aydınoğulları egemenliğine girmiştir. Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı hakimiyetine geçen Karaburun  Ankara savaşının ardından (1402 ) tekrar Aydınoğullarının eline geçmiştir. Fetret devrinin ardından 1425-1426  yılında  Çelebi Mehmet bölgeyi ikinci defa Osmanlı topraklarına katmıştır. Fetret döneminde bölgeye  Şeyh Bedreddin felsefesi hakim olmuştur. Bu düşüncenin sürdürücülerinden olan Börklüce Mustafa çalışmalarını Karaburun Yarımadası’nda sürdürmüştür.

 Osmanlı döneminde Karaburun Yarımadası’nın Ege kıyısında İzmir’e bağlı Padişah hasları arasında olduğunu görürüz. Karaburun Osmanlı topraklarına katılışından 1867 yılına kadar İzmir Livasına bağlı bir nahiye olarak kalmıştır. 1868 yılında yeni düzenlemelerle Çeşme kazasının nahiyelerinden biri haline gelmiştir. 1900 yılında ise İzmir’e bağlı bir kaza olarak karşımıza çıkar.

Birinci Dünya Savaşının ardından 23 Mayıs 1919 tarihinde Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen bölge 17 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Yunanlıların çekilmesi ile birlikte yerli Rumlar da bölgeyi terketmek zorunda kalmışlar ve bunun sonucunda bölgede ekonomik ve toplumsal alanda büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu tarihten sonra yarımadanın nüfusu oldukça azalmıştır. Günümüzde eski önemini yitirmiş olan bölgede sadece yaz aylarında bir hareketlilik gözlenmektedir.         

 Oldukça engebeli bir coğrafyaya sahip oluşu ve tarım arazilerinin yetersizliği, bölgenin gelişimini tarih boyunca engellemiştir. Bu yüzden bölgede yoğun imar faaliyetlerinden söz etmek mümkün değildir. Bir dönem Aydınoğulları hakimiyetinde olan bölgede bugün bu Beyliğe ait herhangi bir mimari esere rastlanmamaktadır. Bölgenin geçirdiği depremler sonucu Osmanlı döneminden günümüze ayakta kalabilen yapılar ise sadece  cami ve çeşmeler olmuştur. Bu eserlerin bir kısmı harap durumdadır, bir kısmı da az ya da çok değişikliğe uğramıştır

XVI. yüzyılın ünlü denizcilerinden Piri Reis Kitab-ı Bahriye’sinde yarımadanın kıyıları hakkında ayrıntılı biçimde bilgi vermektedir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Karaburun’u ziyaret eden Evliya Çelebi ise Karaburun kazasının, İzmir Mollasının arpalığı olduğunu, içinde bir cami, bir hamam ve 7 dükkan bulunduğunu ve ayrıca etrafının zeytinlik ve bağlık olduğunu belirtmektedir.

Bugüne kadar Karaburun yarımadası ile ilgili yayınlanmış eserler yok denecek kadar azdır. Bölgedeki mimari eserlerin tanıtıldığı tek yayın İzmir Valiliği İl Kültür Müdürlüğü tarafından hazırlanan “İzmir İl Kültür Envanteri Çeşme- Karaburun” adlı kitapçıktır. Bu kitaptaki bilgilere göre bölgede, 16 cami, 1 köprü ve 30 dan fazla çeşme bulunmaktadır. Yörenin şeriye sicilleri temel kaynak olarak alan diğer bir çalışma ise, Barış Güntürkün ve Cahit Telci tarafından “Karaburun” adıyla kitaplaştırılmııştır (1996)

Karaburun' un (eski adıyla Mimas), Yunan Mitolojisinde de sıkça yer aldığını görmekteyiz. Homeros'un ünlü eseri "Oddysea"' da Rüzgarlı Mimas (Windy Mimas) olarak geçen "Mimas Dağı", bugün Bozdağ diye adlandırdığımız dağdır. Bu dağın eskiden Mimas olarak adlandırılması, "mitolojik tanrılarla savaşan gigantların (devler) başında yer alan ve tanrı Zeus'u çok zorlayan Mimas isimli devin, üzerine erimiş demir, çelik ve bakır dökülerek öldürüldüğü ve bir daha uyanmamak üzere söz konusu dağların altına gömüldüğü" hikayesine dayanmaktadır.

Karaburun Yarımadası'nın ne denli rüzgar aldığı ve tarih boyunca bu rüzgarı kullanarak, sayısız değirmenler yapıldığı düşünülürse aradaki ilişki kolayca kurulabilir. Yakın bir gelecekte bu özelliğin, "Rüzgar Enerjisinden" yararlanılarak elektrik üretilecek projelerin hayata geçirilecek olması da bu ilişkinin günümüzdeki devamı niteliğindedir.

Gene Narsisus'un adını alan ve bugün aynı özelliklerle sadece Karaburun Yarımadası'nda yetişen "Nergiz" çiçeği arasında bir bağ kurulmaktadır. Bir su birikintisinde kendi aksini  gördükten sonra kendisine aşık olan Narsisusun (-  narsizm kelimesi buradan türemiştir.) aşkından eriyerek nergiz çiçeğine dönüştüğü anlatılmaktadır.

İliada ve Oddise' nin yaratıcısı ünlü şair Homerus, gene bu topraklarda doğmuş ve yaşamıştır.

Yunan Mitolojisine göre Tanrıların tanrısı Zeus' un kıskanç karısı Hera, çapkın kocası Zeus'un ölümlü kadınlar ve Tanrıçalarla ilişkilerini gözetlemek ve kendisini haberdar etmek üzere,  yüksek tepelere iki gözcü yerleştirdiğinde; bunlardan biri olan İris'i (Thaumantia da denilen İris, tanrıların habercisi olan tanrıçadır) de Mimas'a göndermişti. Bugünki İris Gölü belki de adını buradan almaktadır.

Yöresel Ürünlerimizi, Reçellerimizi Kargo ile Türkiye'nin Her Noktasına gönderebiliyoruz.
Aşağıdan beğendiğiniz reçelleri seçtikten sonra, İLETİŞİM bölümünden bizimle irtibata geçip aşağıdaki hesap numaralarına ödemenizi yaptıktan sonra, ev yapımı özel reçelleriniz kapınıza kadar gelecek.


Banka Hesap Numaralarımız :


  • Keçi Peyniri sade

    Fiyat : 35,00 TL

    Türkiye'nin Her Yerine Kargo

  • Limon Reçeli - Büyük Boy

    Fiyat : 15,00 TL

    Türkiye'nin Her Yerine Kargo

  • Acı Biber Reçeli - Büyük Boy

    Fiyat : 15,00 TL

    Türkiye'nin Her Yerine Kargo

  • İncir Reçeli - Büyük Boy

    Fiyat : 15,00 TL

    Türkiye'nin Her Yerine Kargo

  • Karanfil Reçeli - Büyük Boy

    Fiyat : 15,00 TL

    Türkiye'nin Her Yerine Kargo

  • Karabaş Otu Reçeli - Büyük Boy

    Fiyat : 15,00 TL

    Türkiye'nin Her Yerine Kargo


Yalova Web Tasarım